16 Mart 2008 Pazar

Birazda Universite...



Burada ki okudugumuz universitenin tam ismi, ben hala telafuz edemesem de, budur: Wyższa Szkoła Finansów i Zarządzania w Białymstoku.

Nasil ama!... Dusunun bir kere, okulun ismi bu iken, birde biz bunu okuyoruz.
Neyse saka bir yana uzun suredir Universiteden bahsetmek vardi kafamda...

Ilk basta burada ki universitelerin yapisindan bahsetmek gerekli.
Turkiye de genel olarak universite dedigimizde icinde Tip, Iktisat, Edebiyat fakultesi gibi fakultelerin bir aradaga bulundugu, birde Uludag Universitesi gibi herseyin bulundugu kampus universiteleri akla geliyor. 

Burada durum biraz daha farkli. Bizdeki gibi Kampus universiteler olsada bunlar pek fazla yaygin degil. Branslasma soz konusu, yani medikal universite, gazetecilik universitesi, siyasi bilgiler universitesi, ekonomi universitesi gibi...

Bizim burada okumakta oldugumuz universitede bir 'ekonomi' universitesi...
Ortalama 7000 kisi okumakta. Sehrin merkezine yakin bir yerde.

Yukaridaki fotograflardan bakinca pek bir seye benzetememis olabilirsiniz.
Bu iki seyden kaynaklaniyor birincisi, oyle cok ihtisamli bir universite degil, ikincisi ben hala dogru durust fotograf cekmemisim.

Ozel universite Wsfiz, onun icin kendi isleyisi icindede derslerin cogu ingilizce. Ama dogal olarak lehce derslerde var. Erasmus olarak butun dersleri ingilizce goruyoruz. Ama gecen yillara gore bazi farkliliklar var tabi. Eskiden sadece gelen erasmusa ozel siniflar acilirken, bu sene artik normal parasiyla okuyan hatta yuksek lisans yapan ogrencilerle ayni siniflarda ders goruyorsunuz.

Dersler hocanin isleyis tarzina ve icerigine gore farklilik gosteriyor. Turkiyede ogrenciler pazarlama, pazarlama arastirmasi, tuketici davranislari gibi dersleri kredi doldurmak icin alirken, burada ki en ciddi dersler bu dersler oluyor. Gerci burada da bookexams denilen dersler var. Genelde iki uc hafta suruyor ve proje hazirlamaniz yeterli olabiliyor gecmek icin.

Derslerden biraz daha bahsetmek istiyorum, cunku buraya gelecek arkadaslarin merak ettigi seylerin basinda geliyor. Derslerin hemen hepsi anlatilis ve uygulanis yapisi olarak farklilik gosteriyor; bazilarindan, bizde oldugu gibi dersi anlatiyor ve sonuc olarak sinavlara giriyorsunuz ve ona gore geciyorsunuz, bazilarindan her hafta duzenli quiz oluyorsunuz, onlardan puan toplayip asil buyuk sinava girmeye hak kazaniyorsunuz, bir digeri dersi anlatip sadece proje hazirlamanizi istiyor, bir digerinden de sunum yaparak dersi geciyorsunuz.

Yani her babayigidin yogurt yemesinin farkli oldugunu daha net anliyorsunuz.
Farkliliklar, zaten gordugunuz gibi kendini gosteriyor. Bunlar goreceli olarak bana cok onemli gelmesede su farklilik benim icin en onemli seyi teskil ediyor.
Burada hocalar sizin bilmediginiz yerlerden sorarak acik arama derdine dusmuyor...


Biraz sert mi oldu sanki! Ne demek istedigimi soyle aciklayayim.

Turkiyede genc nufus fazla,  Ekonomi teorilerinden de bilfidigimiz gibi, fazla olan sey degerli olmuyor, yani kimse degersizdir demiyor belki ama ciddiye alinmiyor. Azalmaya basladiginda suan ki avrupanin en buyuk problemlerinden biri gibi degeri goreceli olarak artiyor.
Oysa hani nasil derler genc nufus, yani is yapabilecek nufus, SU gibidir. Azaldikca krizlere neden olur.

Burdan Basbakanimiz Sayin Tayyip beyin dedigi gibi '3 cocuk' yapin genc nufusda alsin yurusun mantigi cikmasin. Bu bilinc ile cocuk yapilinca, simdi bizim yasadigimiz problemler kendini gosteriyor ve yukarida farkliliklarin nedeni dedigim sonuclarla karsilasiyoruz.
Sonuclara da kesinlikle deginilmesi gerek, tabi bunlara sadece egitim sistemimiz ve bize cikardigi fatura yonunden bakmak istiyorum...


Nedir bunlar?

Ogrenci fazla olunca, kimse ile ayri ayri ilgilenemeyecegi icin herkese ayni seyler uygulaniyor. Yani lise hayatinda esit agirlik, sozel veya sayisal gibi bolumler seciyorsunuz ama kisme sizin hem felsefe sevip hemde matematik yapabileceginiz olasiliyla ilgilenmiyor. Cunku adam cok, ona ayiracak zaman yok. Veya eger sayisali secmizseniz biyolojiyi, fizigi, kimyayi kesinlikle yapabilmeniz gerekiyor. Hepsi ayni sey zaten canim. Derslerin iceriklerine hic deginmiyorum. Yani bu dersler nasil ogretiliyor bu ogrencilere, nasil isleniyor... aman allahim hemen gectim bu konuyu... Sonra bu aldiginiz nacizane egitimle Ogrenci Secme Sinavina giriyorsunuz. 195 soru isaretliyorsunuz ve eger cok dogru isaretlerseniz sayisal icin Tipci, sozel icin Hukukcu, biraz az isaretlerseniz Muhendis , ogretmen olup gidiyorsunuz. Bu mesleklerin cok puanli olmasinin nedenide ne biliyor musunuz? Daha cok para kazandirabilme olasiliginin cok olmasi.
Sonrada haberlerde gorunce insanlar sinirleniyor, kiziyorlar... Olmaz olsun senin gibi muhendis, evin yikildi, olmaz olsun senin gibi doktor, ameliyatta hastanin icinde makas unuttun, olmaz olsun senin gibi ekonomici, bankayi dolandirdin...

Ee tek amaci para kazanmak oldugu icin meslek secen bir nesilin yaptigi ev yikilacaktir cunku parasi gitmesin diye malzemeden calmistir, para kazanmak icin doktor olan kimse puan toplamak icin gerek olmamasina ragmen ameliyat yapacaktir ve birinin icindede makasi unutuverecektir, para kazanmak icin ogretmen olan kimse de DERSANE diye bir baslibasina sistem kurup, o da yoluna oradan bakacaktir.

Birde bu durumun icinde az is acigi ve cooook genciniz varsa, durum gitgide dahada kangren bir hal aliyor. Matigin genel hatlari da bu olunca OSS, esasinda ogrenci secme sinavi degil, ogrenci eleme sinavi oluyor. Ve bizim geri kalan butun sinavlarimizda bu sekilde yol aliyor. Yani digelim istatistikten bir sinava girecekseniz. kimse sizin istatistikten ne bildiginizi olcmuyorda, herkes sizin bu istatistikten onemsizde olsa neyi bilmiyordur onu nasil elerim seklinde yol aliyor.

Basta soyledigim biraz sert gibi gorunen soz bundandir.
Burada hocalar sizin bilmediginiz yerlerden sorarak acik arama derdine dusmuyor...
Yani sinava hazirlanirken biliyorsunuz ki size istatistikten temel ilkeleri soracak. Veya kendi onemsedigi diger konulari. Cunku onemli olan budur aslinda, yani siz zaten istatistigi seviyorsaniz, kendiliginizden digerlerinden farkli olarak ogreneceksinizdir.
Onun icin buraya gelen ogrencilere buralarin dersleri daha kolay geliyor. Cunku 5 soru icin 300 sayfa ezberlemek gerekmiyor, hoca bizi bu sefer hangi koseye yatirir diye analiz yapmaya gerek kalmiyor.

Polonyada ki universiteyi anlatmak icin basladik konu bizim ulkemize kaydi ama burayi daha iyi anlayabilmek icin kendi sistemimizi gozden gecirmis olmamiz ve eksiklikleri gorup ona gore hareket etmemiz gerekiyor.
Biz son olarak Wsfiz e geri donecek olursak, kucuk ama guzel bir universite son donemde guzel de bir kafeterya acildi.


Gayet hos bir yer, ozellikle salatka farmerska si var ki, benim ozel menum oluyor kendisi. :)

Simdilik benden bu kadar. Her zaman dedigim gibi, yazdiklarim sadece kendi gordugum ve dogru olduguna inandigim seylerdir. Eger yanlisim varsa, bunlari ogrenmekten tartismaktan ve buraya ve heryere dogrusu aktarmaktan mutluluk duyarim.

Not: Ingilizce klavye ile yazdigimdan dolayi imla kurallarinda ki yanlisliklara ve cok derin bilgim ve zamanim olmadigi icinde yaptigim dil bilgisi hatalarindan dolayi ozur diliyorum.

13 Ocak 2008 Pazar

Biraz degisiklige ne dersiniz!...

Nerdeyse hergun blog u yenilemeliyim, yeni yazilar yazmaliyim, yeni eklentiler gondermeliyim diye dusunmeme ragmen bir turlu gerceklestiremedim aklimdaki seyleri. Bende onumuzdeki gunlerde toptan bir yenilemeye gitme karari aldim. Ve blogun onceki icerigine dokunmamakla birlikte tasarimini ve kullanilabilir ogelerini (videolar, anketler olsun..) tamamen degistirmeyi planliyorum.

Uzun lafin kisasi kendi -uzerimdeki uyusukluguda atmak adina- cok yakinda daha renkli, daha dinamik bir blog ile karsinizda olacagim...
Tabi herseyden onemlisi sizin fikirleriniz, bu bloga, daha once oldugu gibi bundan sonrada sekil verecek...
Butun elestirilerinizi ve fikirlerinizi bekliyorum...

Bu arada ayni yurtta birlikte kaldigimiz Turk arkadaslarimiz profesyonele yakin bir calisma sergileyerek Teomanin sus konusma sarkisini yeniden yorumladilar.
Dinleyin, dinletin.... :)


(Bu arada bu calismada ki muhtesem video kaydini yapan insan da benim. Herturlu dugun, sunnet, ozel gunlerinizin kaydi itina ile yapilir...)

24 Ekim 2007 Çarşamba

Biaystok Rehberi

Bugün itibariyle geleli bir ay oldu arkadaşlar. Biliyorum çok ertelemek zorunda kaldım buraları ama Laptopumun olmayışı ve zamanda bulamamdan dolayı anca birinci ayın sonunda birşeyler yapmaya başlayabildim. Kafamda çok detaylı birşeyler yapmak var ama şuan saat 3 ve yarın sabah 8 de Marketing Research dersimin olduğunu düşünürsek, belki kafamdakileri sonlandıramayabilirim. Ama başlanmalı bir yerden diğ mi?

İlk olarak şehirden başlayalım. Bialystok çok büyük bir şehir değil ama aradığınız şeylerin çoğunu rahatlıkla bulabileceğiniz bir şehir. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Burada önemli olan sizin ne aradığınız! Eğer gökdelenler arıyorsanız ve bilinç altınızdada eğer bir şehirde devasa binalar, alışveriş merkezleri ve gökdelenler yoksa o şehir şehir değildir gibi bir mantık varsa, Bialystok sizi pek fazla mutlu etmeyecektir.

Yukarıdaki fotoğraf şehrin tam merkezi denilebilir. Hemen İlerisinde meşhur Red Church var.


Şehrin yapısı şu şekilde, merkezde sadece dükkanlar, restoranlar, eğlence mekanları yer alıyor. şehir merkezinden uzaklaştıkcada apartmanlar konulanmaya başlıyor. İnanılmaz bir düzen olduğu her yerde kendini belli ediyor. Ulaşım için otobüs tercih ediliyor daha çok. Otobüs demişken bizden sonrada buraya geleceklere yardımcı olması açısındanda bir kaç şeyden söz edeyim.

Yukarıda gördüğünüz fotoğrafın en üstünde Caddesin altındada Durağın ismi yer almakta. Bialystok okuyacak ve özellikle WSFIZ universitesine gidecek arkadaşların en çok kullanacakları durak budur efendim!


Bu durağa geldiğinizde bir levha olacak levhada duraktan kaç numaraların geçtiği yazıyor. örnek olarak bu duraktan 3, 6, 16, 26 geçiyor. Wsfiz üniversitesine ise 3 ve 16 numara gidiyor.
Durağın önüne geldiğinizde 16 numara için yukarıdaki gibi bir saat çizelgesi göreceksiniz. Sarı başlık altındakiler hafta içi, yeşil başlık altındakiler cumartesi, kırmızı başlık altındakilerde pazar gününü gösteriyor. Dakika dakika otobüslerin gelişini hesaplıyabiliyorsunuz. Yani otobüs gelmedi geç kaldım bahaneleri burada pek sökmüyor. Çünkü gerçekten 19:22 yazıyorsa 19:22 de otobüs durakta oluyor. 

Ayrıca otobüs ücretleride çok ucuz. Buraya gelcek arkadaşların öğrenci kartı çıktıktan sonra hemen aylık bilet almaya gitmeleri gerekiyor. Aylık biletin ücreti 27 zloty yani ortalama olarak 13 Türk lirasına denk geliyor. Ve bu kartı aldıktan sonra sürekli yanlarında taşımak kaydıyla sınırsız şekilde istedikleri otobüsü kullanabiliyorlar. Ki benim onerim ilk geldiginiz zamanlarda ceptede para varken 3 aylik para alip, kartti otobustu isiyle birdaha ugrasmamanizdir.

Polonyanın para birimi Zloty. Ortalama olarak bir Lira, iki zloty denk gelmekte.

Öğrenmedim çok net olarak ama sanırım paraların üzerindeki amcalar Polonyanın Kralları.

Şehir merkezi kısmı çok büyük değil ve yürüyerek (tabi normal bir havada çünkü bu sıralar eksi dereceleri görmeye başladık) istediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Hemen merkeze yakın olarak parklar bulunmakta.


Ayrıca buranın yani şehrin en önemli simgelerinde biri bu hayvan.

Gece 4 olduğundan sanırım şuan yukarıda görmüş olduğunuz hayvanın ismi aklıma gelmiyor. İlerde aklıma gelince bu kısmı değiştiririm artık. Neyse şehrin en önemli simgelerinden biri bu. Bira ve vodka ların üzerinde bile boy boy resimleri yer almakta.
bu yukarıdaki fotoğrafı hemen bizim kaldığımız yurdun yakınlarından çektik.

(Bu arada yukarida hayvanin ismi Bison, lehcede Zubr olarak geciyor. Vodkanin ismide Zubrowka. Ben pek hoslanmasamda siselerinin tasarimlari hos oluyor.)



Ve sanırım en çok merak edilen yerlerden bir tanesi de kalınan yerler. Açıkcası arkadaşlar daha önce Kredi Yurtlar Kurumunda da yıllarca kalmış bir kişi olarak benim için gayet ideal bir yurt. Hiç bir zaman beklentilerinizi çok çok yukarlarda tutmanızı önermem ama benim beklediğimden iyi çıktığını söyleyebilirim.

Yurdumuzu yani Beta yurdunun dışarıdan görünüşü bu şekilde. 10 katlı bir yurt. İki çeşit oda seçeneği var. Biri 2 kişilik biride 3 kişilik olmak şeklinde. Ayrıca katların yerleşimide şu şekilde. her katta 6 segment var. Her segmentin iki girişi var ve segmentte bir banyo, bir tuvalet ve iki lavabo bulunmakta. Her segmentte 2 tane 2 kişilik, 2 tane 3 kişilik oda var. Yani her segmentte 10 kişi kalıyor ve ortak tuvalet ve banyoyu kullanıyorlar. Onun için oda arkadaşlığının dışında segmentinizdeki arkadaşlarınızlada diğerlerine oranla daha samimi oluyorsunuz.
Yani bir katta 0 kişi kalıyor. Bunun dışında her katın ortak bir mutfağı ve çamaşır makinası var. Gerçi bizim katın çamaşır makinası adam gibi yıkamıyor ama neyseee....

Şuan kaldığım oda bu değil ama iki kişilik bir odadan görüntü bu şekilde aşağı yukarı. Eşyalar rahat rahat sığacak kadar çok dolap var emin olabilirsiniz. (tabi herşeyin bi sınırının olduğunu unutmamak gerekiyor).
Birde odanın penceresinden görünenlere bakacak olursak...
Gündüz...

Bu da gecesi...


Yurtta çok katı kurallar yok. Odalarda sigara içilmiyor, çünkü dedektör var ve direk ötmeye başlıyor. Onun dışında geceleyin girmenize çıkmanıza karışan yok. Ayrıca gece 12 ye kadar odalarınızda parti yapabiliyorsunuz ama 12 den sonra doğal olarak müzik ve gürültü yapmamak gerekiyor. Parti deyince, onları anlatmak çok kolay değil. Buraya geldiğinizde görmeniz daha doğru olur sanırım...
Ama mesela ispanyol ve portekizli arkadaşların küçük eğlencesinden bir fotoğraf...

Genelde bu şekilde dışarda yani koridorda eğlenilsede bizim katta yani bizim segmentte kendi odamızda parti yapıyoruz. Calan muzik, dudaklardanda anlasilacagi uzere Tarkan-Simarik...


Tabi gecenin sonunda veya ertesi günün sabahında size şöyle bir oda kalıyor...


Herşey bu kadar güllük gülüstanlık değil. Birde segmentlerin genel olarak temzilik kısmı var. Onuda bir çizelge hazırladık ve her iki günde bir segment temizleniyor. Aşağıdaki çizelgede de göreceğiniz gibi yarın temizlik sırası bende. (Büyük ihtimal okuyabileceğiniz tek isimde benimkisi)


Tabi bazen hiç beklenmedik sorunlarda olabiliyor... (fotoğraftanda göreceğiniz gibi tuvalet bozuluyor ve atar damarlardan biri kesilmiş kadar büyük bir problem yaratıyor segmette)


Arkadaşlar şimdilik bu kadar... Daha sonra buradaki başka yerlerden ve tabiki Üniversiteden bahsedeceğim. (Demin fotoğraflarımı karıştırdım da üniversitenin bir iki fotoğrafı dışında fotoğrafın olmadığını farkettim. Bundan sadece eğlendiğimiz, üniversiteye gitmediğimiz anlamını çıkartmayın lütfen! Rica ediyorum! ;) )

Sağlıcakla kalın....
(Yaptığım yazım ve dil bilgisi hatalarından dolayı şimdiden özür dilerim. Hızlı yazmam gerektiğinden ve gecenin 4 ü olması sebebiyle hoş karşılayacağınızı umuyorum. Daha sonra hatalar tek tek düzeltilecektir... )
(fotoğrafların üzerine tıklayarak büyük hallerini görebilirsiniz)

1 Ekim 2007 Pazartesi

coming sooooon....

Sonunda Polonyaya ayak basabildim. Buraylada uzun zamandir ilgilenemedim ama en kisa zamanda bomba gibi yazilar ve goruntulerle geri gelecegim.

Not: Artik ne yazikki turkce karekterler kullanamiyorum buradaki klavyelerden dolayi ve bu durumda okumada azda olsa rahatsizlik yaratiyor biliyorum ama suanlik elimden birsey gelmiyor. Simdiden ozur dilerim.

3 Ağustos 2007 Cuma

İspanyol Pansiyonu ( L’auberge Espagnole )


Yönetmen:Cédric Klapisch

Senaryo :Cédric Klapisch

Görüntü yönetmeni:Dominique Colin

Müzik:Ardag

Oyuncular:Romain Duris , Cécile De France ,,,

Tür:Komedi

Yapım:Fransa, İspanya 2002 100 dakika (Renkli)

Dil:Fransızca

Tam olarak Erasmus programıyla alakalı bir film. Daha doğrusu Film, Paris'de ekonomi okuyan bir Fransız gencin , maliye bakanlığında çalışan babasının arkadaşının eğer ispanyolca öğrenirse işe alıcağını söylemesi üzerine ve yine aynı gencin hayatındaki bunalımlardan da kurtulmak için Erasmus programıyla İspanyaya gitmesini konu alıyor.
Film tam bir avrupa sinemasına yakışıcak tarzda. Yani kişiler, diyaloglar, mekanlar sizi gerçek bir "şeyi" izliyormuş izlenimi veriyor.
Gerçekten iki saati eğlenerek geçirebileceğiniz bir film. Tavsiye ederim...

2 Ağustos 2007 Perşembe

Erasmus'a neden katılmalı. 1. Bölüm


Uzun süredir Erasmus ve Öğrenci değişim programları hakkında yazmak istediğim ama okul, kurs, sınav derken bir türlü yazamadığım konular var…


Erasmus sürecinden önce kendi üniversite serüvenimi anlatmak istiyorum.

Şimdi diyeceklerimin çoğu kişisel. Üniversiteye başladığım günden bugüne, hiçbir zaman tek başına hiçbir “üniversite eğitiminin” benim için veya başka bir öğrenci için yeterli olacağını düşünmedim. Bunun için Üniversitede okurken kendi bölümümle ilgili topluluklarla ilgilendim, eğitimler aldım, organizasyonlarda bulundum, staj yaptım… Ve bunların sonunda görebildiğim şey ilk düşündüğüm şeyin doğru olmasıydı. Tanıştığım birçok İnsan kaynakları uzmanı kendi ağızlarından üniversiteden alınan eğitime değer vermediklerini açık açık söylüyorlardı. Artık iş dilenen üniversiteli sayısı o kadar çoktu ki, eskisi gibi işe alıp, işin içinde eğitmek yerine, üniversite yıllarında o pozisyonda staj yapmış, yetişmiş eleman arıyorlardı. (Bir arada neden staj yapılmalı konusunda da birkaç bir şey yazmak istiyorum. Neyse…)

Topluluk işlerinden de kendimi çektikten sonra ne yapmam gerektiğini düşünmeye başladım ve daha öncede duymuş olduğum Erasmus ile ilgilenmeye başladım. İlk başlarda zor görünüyordu, çünkü istediği şeylerin hiç biri bende mevcut değildi. Birincisi İngilizce ki Anadolu lisesinde okumama rağmen nefret ediyor ve bilmiyordum, ikincisi not ortalaması, topluluk ve diğer şeyler okulu “biraz” sarsmıştı ve üçüncüsü mülakat, en rahat olacağım konuydu hatta çok iddialı olabilirim bile denilebilir ama o da genel ortalamayı sadece yüzde on etkiliyordu. Ama uğraşmaya başladıkça işler yoluna girmeye başladı ve Erasmus işi hallolmuş oldu.

Burada benim girme şansımı oluşturan “benim”, ama bir şansım da bu programa çok ilginin olmaması. İlgi eksikliğinin birçok nedeni var.
Benim karşılaştığım en önemli üç neden şunlar!

1. Korku, evet korku, oralarda ne yaparız ne ederiz gibi kendilerince binlerce bahane uydurabiliyorlar öğrenciler!

2. Eğitim kalitesi, öne çıkan şeylerden biride, “biz burada ki dersleri Türkçe yapamıyoruz oradaki dersleri nasıl yapacağız veya orada ki eğitim buradan iyi değildir.”
Benim bunlara karşı dediğim şey ise şaka yapıyor olduklarıdır. Elbette ki eğitimin buradan daha iyi olduğunu söylemeyeceğim ama bunu söyleyen kişinin/kişilerin buradaki eğitimi gerçekten özümsüyor olmaları gerekir. Sizce bu oran yüzde kaçtır?!
İkincisi, tecrübeden neden kimse söz etmiyor! Neyse devam edelim bu konulara derinlemesine devam ederiz sonra.

3. gidilecek ülkenin beğenilmemesi; evet en önemli katılmama nedenlerinden biri de bu.
Bizim bölümümüz Polonya ya gönderiyor. Ve bölümde ki arkadaşlar bunu beğenmiyorlar. Sanırım zamanında fazla amerikan sinemasıyla büyüdük ve sonuç olarak gökdelen ve devasa alışveriş merkezi olmayan yerleri fazla ülkeden saymamaya başladık.
Neden beğenmedikleri soruyorum, yani burada bulup da orada bulamayacakları neler olabileceğini merak ediyorum ve doğal olarak açıklayıcı bir cevap gelmiyor.

Benim en çok karşılaştığım Erasmus programına katılmama nedenleri bunlar. Boşluk bulduğum bir zamanda bu üç önemli gitmeme nedeniyle ilgili daha ayrıntılı yazılar yazmaya çalışacağım.
Sizde kendi görüşlerinizi eklerseniz mutlu olurum.

Görüşmek üzere…

1 Ağustos 2007 Çarşamba

Başıma gelene bak...

Geçen gün Emniyete gittim. Sonuçta defter parası filan vermeyecektim daha önceden pasaport aldığım için. Polis belgeleri aldı, pasaportu aldı, herşey tamamdır derken, Burada ki fotoğraf sana benzemiyor demesin mi? Dedim "nasıl olur benim o?"
Açıklaması; pasaportta ki fotoğrafın eski olduğunu, şimdi gözlüğümün, topsakalımın ve bıyığımın olduğunu şimdi verse bile havaalanında problem yaşayabileceğimi söyledi.

Açıkcası iyi yerden yakaladı, bende sesimi çıkarmadım.
Sonuç ne mi?! Pasaportu aldım ama 75 lirayı da ödemiş oldum.
Saygılar :)